Tiyatro Gazetesi

KÖŞE YAZARLARI

AĞAÇLAR AYAKTA ÖLÜR

AĞAÇLAR AYAKTA ÖLÜR

Bu topraklarda büyümüş. Bu toprakların efsanelerini, hikâyelerini ülke tiyatrosuna kazandırmak için elinden gelen tüm çabayı sarf etmiş ve tüm bunları yaparken, bir yaşam kültürü, bakış açısı sunmuş, insanlık için daha güzel bir dünya


AĞAÇLAR AYAKTA ÖLÜR /     Nazif Uslu

Biz 78 kuşağı, 68 kuşağından biraz farklıydık. Biraz nihilist yetiştik. Kendi roman ve hikâyelerimizi pek bilmeden büyüdük. Ama Sovyetler, Bulgar, Yugoslav, Portekiz, Vietnam romanlarını sular seller gibi okurduk.  Dönemin koşulları bunu zorladı belki. Biraz büyüdükten sonra kendi değerlerimizi fark edip, onların ürünlerini okumaya başladık. Okuduklarımı ve tabii ki onların bana kattıklarını anlatmaya kalksam ayrı bir roman konusu olur.
Haşmet Zeybek’in adını seksenli yıllarda duyardım. Daha sonra oyunlarını okumaya başladım. Önceleri pek sarmadı. Tabii büyüdükçe Haşmet Zeybek’i ve yazdıklarını anlamaya başladım.


Ne kadar bizdendi! “Ne kadar bu toprakların hikâyesini anlatmaya çalışıyor” diye düşünmeye başladım.
Pek alıcısı olmamasına rağmen inatla bildiğini, bilmesi gerekenlere anlatıyordu. Kültür merkezlerinde, derneklerde, üniversitelerde, Mis Sokak’ın kahve diplerinde kalabalık bir sohbeti gördünüz mü işte Haşmet Zeybek ‘in Meclisi idi.
Sürekli anlatırdı.  Kendisi yeni bir şey keşfettiği zaman çocuk heyecanıyla insanlarla paylaşmak isterdi. Etrafında hep gençler vardı. Haşmet Zeybek çağımızın dervişi gibi, bilgeliğini konuşturur, bu toprakların değerini anlatırdı. Özellikle tiyatro yapan gençlerde çok derin izler bıraktığını düşünüyorum. Onu dinleyen bir daha iflah olmaz diye düşünürüm. Ben, Hasan Sabbah’ı, Hammurabi’yi, Hallacı Mansur’u, Gılgamış’ı, Hacı Bektaş Veli’yi, Pir Sultanı; Haşmet Zeybek’i tanıdıktan sonra okudum.


 2000lerin başında Mask-Kara Tiyatrosu’nda birlikte bir oyun çalıştık; MEDDAHLIK SINAVI.


Ölüm haberlerine bakıyorum da bu oyunundan bahseden kimse yok.  Oysa biz bu oyunu çalışıp birçok yerde sergiledik. Uluslararası festivallere katıldık. Hatta’’ Meddahlık Sınavı ‘’ adlı oyun için yaptığım afişi Tiyatro Tiyatro Dergisi kapak yaptı. Birçok yerde haber oldu.
Düşünüyorum da provalarda Uzun Samsun’unu tüttürürken koşup külünü az elime dökmedim. Yerler kırmızı halıydı, temizlemek zordu
 Meddahlık Sınavı’ndan sonra  Haşmet Abiyle bir şekliyle hep yollarımız kesişti.  OYÇED (Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği )de birlikte yönetim kurulu üyeliği yaptık. Paneller,  söyleşilerde yan yana olduk. Ne zaman karşılaşsam hep bir projesinden bahseder ‘’Hadi Nazif, gel şunu yapalım.” derdi. Ben Haşmet Abiye hiçbir zaman hayır diyemedim. “Tamam abi yaparız. “derdim. Sahneye gelmesini isterdim. En son 4 Ekim’de sahneye ( Su Gösteri Sanatları Sahnesi ) geldi. Kirli çıkı, poşetinden bir tomar kağıt çıkarıp ‘’İşte Nazif, bunları bilgisayara geç ve kadroyu kur,çalışmaya başlayalım’ ’dedi. Oyunun adı KAĞITÇI.


Amerikalı Sarah ile Laz Ziya’nın hikâyesi. Sevgili dostum Halit Karaata , Rasim Aşın, Resul Okan ve genç oyuncumuz Umut Can İçöz,  Haşmet Abiyle  bol sohbetli  bir akşam geçirdik. Kaldı ki, festivalin ilk günü tabiri caizse ensemde boza pişerken. Tabii ben, Haşmet Abiye “Abi uluslararası bir festival yapıyoruz ve arkası hemen bayram, bana bayrama kadar izin ver. Bayramdan sonra oyunu temize geçeyim, sonra görüşüp kadroyu kuralım” dedim. “Tamam Nazifim, bayramdan sonra görüşürüz.” dedi. Bu bana ‘’Saat 13:00’de Sayın Generalim’’ adlı Sovyetler Devriminin inşaa sürecini anlatan belgesel- romanı hatırlattı. Okuyanlar bilir; okumayanlarda mutlaka okumalı derim.  Romanın yazarı genç gazeteci, Sovyet Generalinle söyleşi yapar, General anılarını anlatır. Her röportajdan sonra bir dahakinin randevusunu belirlerler. En son General “Yarın saat 13:00” der. Gazeteci ,”Saat 13:00’de Sayın Generalim” der. Ve gider. Tabii General  o günün akşamı yaşama  veda eder.


Bizde Haşmet Abiyle bayramdan sonra buluşmak için randevulaştık, fakat birkaç gün sonra yaşama veda ettiğini duydum.
Bu topraklarda büyümüş. Bu toprakların efsanelerini, hikâyelerini ülke tiyatrosuna kazandırmak için elinden gelen tüm çabayı sarf etmiş ve tüm bunları yaparken, bir yaşam kültürü, bakış açısı sunmuş, insanlık için daha güzel bir dünya, daha güzel bir yarın mümkün diyen bir düşünürü yitirmenin acısını yaşıyoruz. Bu topraklara bir ağaç gibi kök salmış Haşmet Zeybek, ayakta yaşamını yitirdi. Çünkü AĞAÇLAR AYAKTA ÖLÜR.
Seni özleyeceğiz Abi, ışıklar içinde uyu..